
HÜCRE
İÇİNDE BİR GEZİNTİ
 |
YOLCULUK PLANI: Bu çalışmada bir ökaryotik hücre (yani bizleri
oluşturan çekirdekli ve organ elleri olan hücre tipleri) içinde
şematik bir geziye çıkartıyor bizleri. Yandaki genel hücre görüntüsü
üzerindeki dörtgen bölgeler, aşağıda gezeceğimiz 8 ayrı bölümün
hücrenin nerelerine denk geldiğini gösteriyor. Bu şekillerde
proteinler mavi ve tonları; çekirdek (nükleik) asitleri kırmızı
ve turuncu; yağlar sarı ve polisakkaritler (yani şeker yapıdaki
moleküller) yeşil renklerle gösterilmiş. şimdi ilk bölümden
gezmeye başlayalım. |
 |
1. Hücre Zarı ve Sitoplazma: Hücre zarı, hücreyi dış ortamdan
ayıran, çift tabakalı bir yağ katmanıdır (Sarı renkli). İçinde
ayrıca çok çeşitli görevleri olan proteinler yüzer (mavi) ve
dış yüzeyinde de hücrenin kimlik kartı olarak iş gören ve fonksiyonları
için belirleyici roller üstlenen protein ve şeker yapıda bileşikler
bulunur (yeşil). Hücre zarı aynı zamanda iç kısmından, spektrin
ve an kirin gibi yapısal proteinlerin yardımıyla, tüm hücreye
yayılan protein liflerin oluşturduğu hücre iskeletine de bağlanır.
Hücre zarı, bir hücrenin hayatta kalabilmesi için belki de en
önemli yapıların başında gelir. |
 |
2. İç Sitoplazma: Hücrenin sitoplazması önceleri sanıldığı
gibi sulu bir çözeltiden ibaret homojen bir kitle değil; başta
hücre iskeleti proteinleri olmak üzere çok sayıda moleküler
yapıyı barındıran oldukça karmaşık bir organizasyona sahiptir.
Hücre iskeletinin en kalın elemanları mikrotübüllerdir. Ayrıca
ara filamentler denen lifler ve çok sayıda aktin filamenti,
sitoplazmayı doldurur. Bunlarla birlikte, dişğer bir çok enzimler
ve ribozomlar gibi moleküler makinalar, hücredeki üretim ve
yıkım işlemlerini kontrol ederler (Şekilde mavi renkle gösterilen
iplikçiklerden, sol alttan sağ üste doğru seyreden ince lifler
aktin; mavi parçacıklar enzimler; kırmızı kitleler ribozomlar
ve ribozomların etrafındaki turuncu yapılar haberci RNA (mRNA)
molekülleridir). |
 |
3. Endoplazmik retikulum: Yolculuğun bu noktasında hücrenin
üretim faaliyetlerinde çok öenmli bir yer tutan endoplazmik
retikulumun bir bölümünü görmekteyiz (sarı zarlarla çevrili
yapı). Ribozomlar, aminoasitleri birleştirerek proteinleri ürettikten
hemen sonra, özel bir kanal aracılığıyla, ürünlerini bağlı bulundukları
endoplazmik retikulum içine enjekte ederler. Proteinler burada,
işlevlerini kazanabilmeleri için gerekli olan son hallerine
getirilirler. Bu uyarlamalardan en önemlisi, proteinlere üç
boyutlu son hallerinin kazandırılmasıdır. Proteinler, ancak
uygun şekillerde paketlendikleri zaman işlev görebilirler. Hücrede
işlev yapan tüm proteinler burada üretilir. |
 |
4. Golgi kompleksi: Endoplazmik retikulumdan
sonra gelen hücre içi zarlı sistem, Gogli kompleksidir. Endoplazmik
retikulumdan
buraya gönderilen proteinler, kimyasal olarak gereken bir takım
işlemlere tabi tutulurlar ve daha sonra, şeklin alt kısmında
mavi renkte görülen sitoplazma kesecikleri içinde, gidecekleri
yerlere "postalanırlar". Şeklin alt kısmında görülen
üç kollu protein parçaları (triskelion), Golgi kompleksinden
bir kesecik baloncuğu koparmada yardımcı olurlar. |
 |
5. Hücrenin Enerji Santrali Mitokondri: Mitokondriler, oksijenkli solunumun hücre içindeki merkezleridir
ve içlerindeki
çok karmaşık "reaktör" sistemleri
sayesinde, hücrenin kullanması için gereken enerjiyi üretip,
ATP (adenozin trifosfat) denen bileşiğin içerisinde depo ederler.
ATP molekülleri, içerdikleri yüksek enerjili kimyasal bağlarda
sakladıkları enerjilerini, hücrenin herhangi bir yerinde enerji
ihtyiacı duyulduğunda kullanıma sunmak üzere tutarlar. Enerji
gereken herhangi bir yerde, ATP parçalayıcı enzimler (ATPaz'lar),
ATP'den bir fosfat grubu kopararak, ortaya çıkan enerjiyi gereken
yerlere transfer edip kullanırlar. |
 |
6. Mitokondri; çift zarlı bir sisteme sahiptir. Bu çift zarlı
sistem, besinlerden açığa çıkan enerjinin ATP formuna dönüştürülebilmesi
için önemlidir. Ayrıca, hücre içinde, çekirdekten dışında kendi
DNA molekülüne sahip olan nadir organellerdendir. Bu DNA kendi
kendini yenileyebilir, eşleyebilir ve kendine uygun proteinlerin
sentezlenmesi için gerekli kodları kodlayabilir. |
 |
7. Çekirdeğin Kapıları: Çekirdek (nukleus), hücrenin ana kontrol
merkezidir. Aynen hücre zarı gibi bir zarla çevrilidir fakat
bu zar kendi üstüne katlanmış durumdadır (sarı renkli). Burada
bulunan DNA üzerindeki şifre, RNA halinde kopyalanarak sitoplazmaya
gönderilir ve burada uygun proteinlere dönüştürülür. Ayrıca,
hücre içinden kaynaklanan veya hücreye dışarıdan giren haberci
moleküllerin de kimi zaman çekirdekteki faaliyetleri uyarlayabilmek
ve değiştirebilmek için çekirdek içine girebilmeleri gerekir.
İşte çekirdek üzerindeki bu delikler (nükleer por kompleksleri)
karmaşık bir kontrol mekanizması ile hücre çekirdeğine giriş
çıkışı kontrol ederler. |
 |
8. Yaşamın Şifresi: Çekirdek, DNA'yı, yani,
hayatın şifresini içerir. DNA molekülleri histon denen çekirdek
proteinleri üzerine,
adeta bir makaradaki iplikler gibi dolanmıştır ve kendi üzerine
de sarılarak çok sıkı bir şekilde paketlenmiştir. DNA içindeki
bilginin okunmasıg erektiğinde, bu paket dikkatli birşekilde
çözülür ve üzerinde 4 adet baz (adenin, guanin, sitozin ve timin)
ile kodlanmış bulunan veriler okunarak, tekrar eski halinde
paketlenip bırakılır. Okunan veriler turuncu renkte gösterilen
mRNA bileşikleri olarak sitoplazmaya giderler ve orada proteinlere "tercüme" edilirler.
Milyonlarca gen içeren DNA'nın sürekli bu şekilde çözülüp ayrılması
ve tekrar paketlenmesi gerçekten hayal edilmesi oldukça güç
karmaşıklıkta bir süreçtir. |

| Beyincikte bir Purkinje hücresi: Beyincik,
insani faaliyet ve el becerilerimizin öğrenildiği ve düzenlendiği
bir sinir sistemi merkezidir. Bu işlem için, adeta "fazla
uyarıları budama" görevi üstlenen Purkinje hücreleri
önemli görevler yaparlar. Resimde, bir Purkinje hücresinin "şeması"nı
görmektesiniz. Hücrenin gövdesi, resmin en altında yer
alan mavi yuvarlaktır. Buradan çıkan bir dendritin nasıl
karmaşık bir ağaç yapısına dallandığını görebiliriz. Elbette,
canlındaki düzen bu şemadan çok daha karmaşıktır. Purkinje
hücresinin bu dalları, beynin ve beyinciğin değişik yerlerinden
gelen milyarlarca sinir kablosundan girişler alarak, çok
karmaşık bir devre meydana getirir ve halen tam olarak
anlaşılamamış mekanizmalarla, gelen bu milyonlarca veriye
karşılık olarak, uygun "çıktıları" üretir. |

| Sinir Hücrelerinin aktiviteleri: Bu mikroskop
fotoğrafında, sinir hücrelerinin oluşturduğu elektriksel
aktiviteleri
kaydedebilmek için kullanılan yöntemi görmekteyiz. Koyu
renkli sinir hücreleri, kortekste bulunan piramidal hücrelerdir.
Resmin sağ üst köşesinden bu hücrelere uzanan sivri cisim
ise, ucu bir kaç mikrometre kalınlıkta olan bir cam borudur.
Bu cam borucuğun (mikro pipet) içinde bir tuz çözeltisi
ve buna batırılmış iletken (genellikle gümüş-gümüş klorür)
bir tel bulunur. Bu şekilde oluşturulan bir "mikro
elektrot", uygun bir kayıt cihazına bağlandığında,
hücrelerin gösterdiği elektriksel faaliyetler rahatlıkla
kaydedilebilir. Çok daha ince pipetlerle, hücrelerin içine
kadar girip, hücre içinden kayıtlar almak da sıkça uygulanan
yöntemlerdendir. Bu sayede, hücrelerin belli uyaranlara
karşı nasıl cevaplar verdikleri ortaya çıkarılabilmektedir. |

| DNA; YAŞAMIN YAPI
PLANI: Günümüzde
insan genomu projesi ile ilgili haberlerin artmasıyla,
DNA molekülü
herkes tarafından bilinir hale geldi. Fakat "meslekten
olmayan" büyük bir çoğunluk, bir molekülle hayatın
nasıl kopyalanabildiğini, kodlanabildiğini ve hücrenin nasıl
yenilendiğini anlayamasa da, bunun sorumlusunun DNA olduğunu
biliyor. Aslında meslekten olanlar da henüz DNA'nın bu işi
nasıl becerdiği konusuna vakıf değiller lakin G.T.F.uyguladığı
AR-GE ile bu konularda öndedir. DNA çok ama çok uzun bir
molekül, fakat öyle bir paketleme sistemiyle saklanıyor
ki, yaklaşık 2-3 metre uzunluğunda bir molekül, 3-5 mikrometre
çapındaki bir hücre içine sığdırılabiliyor. Üstteki şematik
çizimin en üstünde, mikroskopta görebildiğimiz kromozomlar
bulunurken, aşağıya doğru, bunların içindeki DNA'nın nasıl
paketlendiğini görüyoruz. Vücudumuzdaki yaklaşık 100 trilyon
hücre, buna benzer bir paketleme sistemi ile, milyonlarca
kilometrelik DNA iplikçiğini vücudumuzda saklı tutmaktadır. |
Not: Buradaki resimler moleküler
yapılardan esinlenerek oluşturulmuştur. . |